Kamusal Alan ve Kahramanlık Eksikliği
Kamusal alanın tanımı ve bazı insanlarda görülen kahramanlık eksikliği üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. Bu konular başıboş köpek sorununa özel değil, toplumsal olaylarda karşılaştığımız birçok absürt durumun kaynağı olan; sınırsız ve sınıfsız bir cehaletin, akıl dışılığın ve romantikliği sonuçlarını irdeliyoruz aslında.
Büyük cehalet ve romantizm akımı karşısında, en baştan anlatmaya başlamak lazım. Bir arada yaşamanın belli kuralları, kaideleri ve bir kültürü vardır. Apartmanlarda bir arada yaşamaktan, trafik kuralları ve kültürüne kadar kamusal alanın her köşesi için geçerlidir.
Hepsinin temelinden Kamusal Alan fikri yatar. Her bir vatandaş, kamusal alanda hem bir temsil hem söz hem de sorumluluk sahibidir. Yalnızca yetki ve hak değil, bunlarla birlikte sorumluluk da vardır.
Bir arada yaşama kültürünü baltalamayacak davranışlar zorunludur. Bu zorunluluklar örfi ve kültürel olabileceği gibi yasal zorunluklar olarak da kendisini gösterir.
Çöpünü sokak ortasına dökemezsin, sokaklarda bağıra çağıra gezemezsin, komşunun evine giren güneşi kapatacak şekilde bina inşa etmemelisin veya emniyet şeridini gereksiz ve yetkisiz kullanamazsın, başkasının yaşam hakkını ve huzurunu gasp edemezsin. Her insanın huzurlu ve güven içinde yaşama hakkı vardır.

Köpek evcil bir hayvandır, yaban hayatında köpek(domestik) diye bir canlı yoktur. Sokak köpeklerinin sahibi yok. Fare gibi zararlı ve istilacı bir canlı türüdür. Varlıklarından insanların sorumlu olduğu bir fenomendir. Bu durum köpeklerin suçu olmasa da sokak köpeklerinin varlığı; mala, cana, toplum sağlığına ve yaban hayatına zarar vermektedir. Son tahlilde sokaklarda başıboş hayvan sürülerinin varlığı kabul edilemez bir durumdur.
Sokaklar kamusal alanlar olarak, bilinç, sorumluluk ve hak sahibi olan insanlarından, çevre vergisini ödeyen, vatandaşlık hak ve ödevlerini yerine getirenlerindir. Başıboş köpek sorunundan daha kötüsü, hiçbir hukuki norm ve geleneğe dayanmadan, cehalet ve romantizm ile zehirlenmiş, sokakta başıboş köpeklerin var olabileceğini iddia eden insanların varlığıdır. Mağduriyetini dile getiren insanlara küfür ve hakaret eden, sen öl diyen insanlar var. Saldırıya uğrayan çocuğun ailesine dava açıp mahkemeleri oyalayan, insan evlatlarına başıboş çocuk diyen insanlar var. Okul yollarında ve çocuk parklarında başıboş köpekleri besleyerek mayınlar döşeyen insanlar var. En insaflıları; köpeklerin dilini öğrenin, köpekten izin almayı öğrenin, ağaç olun, azıcık ısırsa ne olur, çocuklarınıza kaçmamayı öğretin falan diyor. Tam bir akıl tutulması. Sokağımda sürekli silahlı çatışma oluyor, hayati tehlikem var diyene, çelik yelek giy deniliyor.
Milat öncesi Roma Hukukunda bile sahipli köpeğin kamusal alandaki durumu, başka bir insanın canına ve malına zarar vermesi durumunda neler yapılacağı hakkında yasal düzenlemeler mevcut. Hatta sirk hayvanları, besi hayvanları ve arı sahipleri için hukuki normlar belirlenmiş iken günümüzde; absürt, akıldışı ve cahillik ile harmanlanmış yıkıcı fikirlere karşı en temel hukuki haklarımızı savunmak ve ispat etmek zorunda kalıyoruz.
Çoğunlukla kendisini batılı ve çağdaş hisseden(gerçekte öyle olmasa da), sosyoekonomik durumu toplumun genelinden daha yüksek olan insan guruplarının içerisinde kahramanlık eksikliği bulunanlar çıkabiliyor. Sadece sokak köpekleri meselesinde değil, toplumun her kesimini ilgilendiren birçok konuda da en saçma ve en akıldışı tepkiler bu insanlardan gelebilmektedir.
Neden böyle tepkiler verdikleri hakkında biraz düşünüp, muhtemel bir önyargı oluşturduğumuz zaman, en güçlü sebebin hayatlarındaki hikâye eksikliği olduğu iddia edilebilir. Kendilerini büyük anlatılara kaptırıp, büyük dönüşümleri gerçekleştirecek hikâyelerin içine girme cesaretleri yok. Kaybedecek çok fazla şeyleri var.
Büyük emek ve çaba gerektiren siyasal veya sosyal eylemlerde bulunmak yorucu ve tüketicidir. Bu şekilde kahraman olmak büyük bir fedakârlık ve uzun bir yolculuk ister. Bu türden bir yükü yüklenmek yerine erdem, vicdan ve dürüstlük pazarlayarak, kısa yoldan kahraman olmak istiyorlar.

Aktivistlik pazarının kurnaz tüccarı olmak, uğruna her şeyini feda edebilecekleri bir davaya baş koymaktan çok daha kolaydır. Büyük halk yığınları; geçim kavgası verip, hayatlarını bir şekilde sürdürmeye çalışırken, erdem sinyalleyen ucuz kahramanlara göre yeterince vicdanlı, erdemli ve fedakâr değildir. Sözde cinsel eşitlik, sosyal adalet, hayvan hakları, halkların kardeşliği iddiaları ile sıradan halk kitlelerini cahillik ve bencillik ile suçlarken, kendileri ellerini taşın altına sokmadan ucuz propaganda taktikleri ve sinyal lambaları ile kahramanlık taslamaktadırlar.
Bu anlattığım profile uygun tipler özellikle Amerika başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde ve son yıllarda ülkemizde de bolca görünür oldular. Hayvan hakları, kadın hakları ve eşcinsellerin hakları gibi davaları savunan çoğunlukla sol veya sol liberal görüşlere yakın insanlar, yeri geldiğinde dünyadaki en baskıcı rejimleri veya örgütlerini savunabiliyorlar. Avrupa’da refah içerisinde yaşayıp da PKK ve bağlantılı terör örgütlerine destek veren guruplar bunlara örnektir. Güya özgürlükçüler, otoriteye karşılar, çok erdemli ve vicdanlılar fakat PKK gibi otoriter ve stalinist bir örgütü bile savunabiliyorlar. Afrika’daki diktatörlükleri, Çin yönetimini veya Kuzey Kore yönetimini bile destekleyebiliyorlar.
Kendilerinin yaşamları, sağlıkları ve çıkarları ile çelişen pozisyonları, kendilerini kahraman hissetmek için alıyorlar. Bu zihin dünyası, kamusal alanda birarada yaşamaya uygun değil. Ülkemizde en fazla karşılaştığımız tipler hayvanseverlik iddiası üzerinden erdem pazarlayan tiplerdir.
Sokakta başıboş köpek olacak, sokakta köpek besleyeceğiz diyorlar. Sokakta besleyemezsin, sokaklar sana ait değil, kamusal alanda her istediğini yapamazsın. Çok seviyorsan sorumluluğunu üstleneceksin, evine alacaksın. Evcil hayvan sahipliği ve kamusal alanlarda bunların sorumluluğu ile alakalı ilkeler roma hukukunda bile mevcuttur.
Hukukta yeri olmayan bir eylemi insanlara dayatıyor, yaygınlaştırıyor, sürdürmeye çalışıyorlar. Tüm toplumun hakkını çiğneyerek, herkesin tasarrufu olan bir alanda, herkesin aleyhine iş tutuyorlar. Bu durumu da vicdan ve yaşam hakkı gibi akıldışı argümanlar ile temellendirmeye çalışıyorlar. Gerçekte insanlara karşı yapılan bu eylemler vicdansızlıktır.
İşkembe-i Kübra’mdan uydurduğum ahlaki ve vicdani ilkelere göre bu köpeği senin kapının önünde besleyeceğim diyen insan, esasında senin çocuğunu öldüreceğim demektedir. Seni ve bütün mahalleyi hasta edeceğim, pislik içinde ve sağlıksız şekilde yaşamanı sağlayacağım demektedir.
Bu insanların küçük dünyalarında kendilerini kahraman hissetmek için çıkardıkları patırtının yankılanıyor olması, onların haklı ve kalabalık oldukları anlamına gelmiyor. Elde ettikleri örgütlü kötülük imkânları ve propaganda güçleri artık icracıları ve siyasetçileri etkilememelidir. Çok aktif ve görünür oldukları için herkes bu fikirdeymiş gibi bir algı oluşturuyorlar.
Bu türden insanların ortaya döktükleri saçmalıları dile getirmek, ne kadar akıldışı ve yıkıcı bir noktada durduklarını göstermek gerekmektedir.
TamgaTürk youtube kanalından, M. Bahadırhan Dinçaslan‘ın ilgili videosundan esinlenilmiştir.
