Ve bu din afyondur!

“Allahın bana mutlak itaati bağışla ki bu dünyada mutlak isyan içerisinde olayım.” Şehid Dr. Ali Şeriati
Bu sözü ilk duyduğumda anlamakta çok güçlük çekmiştim.
Aslında bu yazının bir konusu yok, başlığı bile olsun istemiyorum, sınırlamak saçma geliyor artık…
Bir Müslüman vicdanını(imanını) yöneticisine teslim etmeli mi? O zaman Müslümanın sorumluluğu ve bilinci neden var? Yasalara uygunluk daha adaletli düzgün yapmaz kişiyi. Hatta yasaya besledikleri saygı, en saf niyetlileri bile her gün hukuksuzluğun, haksızlığın araçlarına dönüşüp dururlar.
Otoriteye, yasalara duyulan saygının ve onlara atfedilen sonsuz kutsallığın sonucu hep bilindik manzaralar işte, ordular gibi; generaller, komutanlar, yüzbaşılar, çavuşlar, erler ve yemek şirketinin temizlik elemanları mükemmel bir düzen içinde, dağ taş demeden savaşa gidiyorlar.
Peki neye karşı?
Devletin geleceği için halka, devletlü için fukaraya, toplumsal vicdan için kendi vicdanlarına ve hatta sünnet için sünnet evinin yetiştirdiklerine, din için hak dine karşı…

İnsanlar eski çağlardan beri devlete kulluk ediyorlar işte, krallara, sultanlara, makamlara. İnsan olarak değil elbette onlar bu tağuta kulluk etmekle en büyük erdemlerini yitirdiler zaten, tek olana kulluğu bıraktıklarından beri onlar gövdeleriyle birer makine artık. Kendilerini taş, toprak hatta odun yerine koyuyorlar ve bunlar iyi yurttaş sayılıyorlar, tüm nesillere ve çağlara…
Birde kanun koyucular!, yargıçlar, politikacılar ve din adamları(Belam-ı Baur) var, kafalarıyla hizmet edenler var. Asla ahlaki tercihte bulunmazlar, ölecekse ölmelidir o bebek devletin bekaa’sı için fetva da verirler, infaz da ederler, ölmelidir anarşistler hepsi asılmalı, takılmalı mızraklar ucuna sahifeler saltanat için, kurulmalı sahte mahkemeler ve cellatlar…
Allaha hizmet ettiklerinide sanırlar ama vicdan(iman) yokki, tek hizmet mercii iblistir.
Artık tevhidsizlik, zorbalık ve adaletsizlik had safhaya ulaştığında ona başkaldırmak haktır, cihaddır. Allahın emri, Allah yolunda cihad budur.
Otorite hapishaneye atarak korkutup, susturabileceğini sanıyor ama hapsedilmekten değil, hapsedilmemekten korkmalı imanlı kişi. abd’nin meksika’ya karşı yürüttüğü emperyalist savaş sırasında konan nüfus başına vergiyi “ödediği dolar bir adam öldürmek üzere, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasın” gerekçesiyle vermeyi reddedince bir gece hapis yattı. kendisinden ondört yaş büyük olan ve bir çok özgürlükçü düşünceyi kendisiyle paylaşan ralp waldo emerson telaşla arkadaşını görmek üzere onun hücresine girdiğinde aralarında şöyle bir konuşmanın cereyan ettiği anlatılır:
“- henry, neden buradasın?”
“- waldo, sen neden burada değilsin?”
(İsmet Özel’in, waldo sen neden burada değilsin isimli kitabından)

Evet biz imanlı isek otorite bundan mutlaka rahatsız olmalı, eğer rahatsız etmiyorsak bizim imanımız iki diş sarımsak etmez. Küfrü rahatsız etmeyen iman iman değildir, onun gözüne batmayan hareket cihad değildir…
Evet soruyoruz, Waldo sen neden burda değilsin?…
Neden medrese-i yusufiye de değiliz?
İnsanın nefsi bazen öyle rüşvetlerle teslim oluyor ki, para, makam, mevki, güç, iktidar bazen yukarıdaki gibi cevaplamak zorunda kalabileceğimiz soruları bir kenara bıraktırır.
Para arttıkça erdem azalar, paranın kaynağı neyse artık ona tapılır. Zühd ve takva pazarda satılıktır artık, Ali(r.a.) değilde Muaviye olunur artık, adalet değilde yeşil saraylar istenir. Altından tepeler yaparız ve otorite bizim Allah yolunda harcamamıza engel olur. Halkı sömüren katolik papazlar gibi… Ve cennetten arsalar satılmaya başlar, iki tane kurban derisine, birkaç kutsal toprak turuna…
Hakim güçlerin zoruna gidiyoruz, hiçbir engel tanımadan, düşüncelerimizin üzerine çullanıyorlar, bedenlerimize erişemedikleri için hapsediyorlar. Önümüzdeki kapılara üst üste kilitler vuruldukça için içime sığmıyor, gülüyorum işte bedenime ulaşamıyorlar, özgürüm işte özgürüm…
Bruce Willis o meşhur Cesur Yürek filminde avazı çıktığı kadar bağırıyordu, Freedommmmmm. Evet, bir avuç insanı örgütlerken, savaş mevdanın güçlüyken, cellatın baltası altında avazı çıktığı kadar bağırıyordu, sahneler karıştı ve Hz. Bilal Habeşinin işkence altında ehda, ehad deyişi canlandı gözümde ne tatlıydı iman ne tatlıydı gerçekten özgür olmak…
Yeşil saraylar için feda edilene bak sen, bir kese altın, dolgun maaş için feda edilen iman ve bir olana itaat dururken, yeryüzündeki bütün tağutlara yapılan sonsuz itaat… Hiç tadamıyacaklar belkide özgürlüğü, zahte zevkler için bu dünyanın kevseri olan özgürlüğü tadamıyacaklar…
Bu arada İmamı Azamdan bahsetmemek mirasına ihanettir diye düşünüyorum.
O ki;
Bir çok alimin! saraya girebilmek için uğraştığı dönemde bu görevi reddetmişti. Sırf bu yüzden işkencelere maruz kalmıştır.
İmam Zeyd(r.a.)’in hüseyni kıyamına gönülden destek vermiş, hatta “insanların emanetleri olmasaydı bende vücudum ile katılacaktım” demiştir. Maddi destek vermiş lehlerine fetva yayınlamıştır.

Tağuta olan itaatsizliği, makama, mevkiye feda etmediği imanı, onu medrese-i yusufiyede süründürmüştür, zalim otorite onu orada şehid etmiştir.
Hüseyni duruş budur, lafazanlık edip, saçma sapan tevillerde bulunup milleti uyuşturmak ancak ve ancak saltanatçılıktır, din adına işlenmiş büyük bir cinayettir.
Emevi sultanlarının ümmetin uyanışını engellemek, meşru isteklerinin önünü kesmek için geliştirdikleri saray uleması üretimi bu enterasan din anlayışı Ali şeriatinin ifadesi ile “Din’e karşı bir dindir”
İslama karşı, Hüseyni duruşa karşı muhafazakarlık, devletçilik, vatancılık.
Aynı şeyi Şah İsmail şia adına yapmış, sarayda uydurdukları sahte bir din ile, safevi şiacılığı ile islamı matem, intikam, boş hurafeler dini haline getirmişlerdir.
İşte sultanın, sarayın, hanedanın korunması için geliştirilen, emevilerden safevilere, oradan da son dönem osmanlısına sıçrayan bu fitne Hz Hüseyinin kerbelada karşı koyduğu küfrün ta kendisidir.
Dine karşı geliştirilmiş olan uyduruk dindir.
Ve bu din afyondur!
Bizi uyuşturur, başımıza gelenlerin takdiri ilahi olduğuna tek failin Allah olduğuna inandırır. Yani suçlu sadece Allahtır, zulmeden varsa Allahın izni ile zulmetmektedir, dini vurmak için kullanılmaktadır kader… Mürcie itikadının kokuları geliyor pis pis, nemelazımcılık… Saray eşiklerinde mahrumlar, ama bazılar mahrumların üstüne basıp sarayda temizlikçi olabilmek için yarışıyor.
Din karşıtlarının dediği gibi, dinin ana unsurları cehalet, korku, ayrımcılık, sermayedarlık ve bir sınıfın başka bir sınıf insandan üstün olmasıdır. Din karşıtlarının bu tesbitleri büyük ölçüde şirk dini için doğrudur. Şirk dininin bir diğer özelliğide zillet, sıkıntı, çaresizlik ve cehalet içinde yüzen bireyleri, içinde bulundukları durumun kendileri, babaları ve çocukları için ilahi bir takdir olduğuna inandıran ve buna iman etmeye çağıran bir uyuşturucu olmasıdır.
Mesela Mürcie mezhebine bakın; bu mezhep, İslâm toplumundaki günahkâr ve suçluların, bu durumlarından sorumlu olmadıklarını iddia etmektedir. Mürcie’nin görüşü şudur: “Allah (c) mahşerde, Ali(a.s.) ve Muaviye’nin hesabını görmek için terazi kurar.” Bu şu demektir: Allah (c), hesaplarını göreceğine göre, Ali(a.s.) ve Muaviye hakkında bir şey söylemek sana düşmez; sen, neyin doğru neyin yanlış olduğuyla ilgilenmeden hayatını yaşamaya bak!
Aslında konumuz bu değildir, gerçi bizim bir konumuzda yoktu…
Otoritenin bizi hapsettiği gerçek veya sanal zindandan çıkıp etrafına bakan bir mücahid görecektir, içinde yaşadığımız toplum ne derecede Allah’a tapıyor, komşularımız ne kadar iyi… Doğru olanı yapmaya pek niyetli değiller, arada bir katıldıkları törenlerle, arada bir dua etmeyle, kendi güvenilir fakat hiçbir şeye yararı dokunmayan yollarında yürümekle cennete gideceklerini umuyorlardı. Allaha mutlak itaat, tağuta mutlak isyan içerisinde olmaları gerektiğini kimse söylememiş mi bunlara?
Kuran mı diyorsun ? O duvarda asılı, mezar başında rahmet, hasta başında şifa olalı çok oldu…
Onu tahrif edemediler ama susturdular!
11/10/2008
